ERVARDAR, PINAR
DER, DIE, DAS
14 Eylül 1955, İstanbul
Alman Lisesi öğrenim yıllarınız:
1966-1975
Alman Lisesi sonrası eğitiminiz:
Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği
Mesleğiniz:
Ressam
Halen çalıştığınız yer / Bulunduğunuz pozisyon:
Kendi Atölyesi / Bağımsız
Meslek dışı çalışmalarınız (Varsa dernek, vakıf, sosyal sorumluluk projesi, vb.):
İşbirliği Projeleri Gerçekleştiriyor
Eserleriniz:
Yabancı diliniz:
Almanca, İngilizce
Çocuklarınızın isimleri:
Vardar Ali
Ailenizdeki başka Alman Liseliler:
Füsun Aygüler (Kardeş / Ortaokul)
E-posta adresiniz:
ervardarpinar@gmail.com
ERVARDAR, PINAR Cevaplıyor
Lise giriş sınavlarında, bütün okullara girme şansını kazandım. Aile yapımıza uygun olduğu için, Alman Lisesi'ni seçtik.
Orta kararda bir talebe idim.
En sevdiğim ders Fransızca, en sevmediğim fizik idi.
Herr Buttkus ve Herr Pröhl
Paralelinde konservatuvara gittiğim için, ek faaliyetlere katılmadım, bir tek Carmina Burana çocuk korosundaydım
İdil Olcay, Alev Oraloğlu, Handan Buharalı, Hüsamettin Onanç, Murat Güven
Yurt dışında bağımsız okumak isterdim.
Çok şanslıydık, küçük sınıflarda okuduk, hocalarımız çok iyi idi, parmakla gösterilen bir okulda okuduk. Lisan ve fen derslerinde üniversiteye çok avantajlı başladık.
Çok mutaassıp olduğumdan çok rağbette, keyifli bir genç kızlık yaşadım, en çok onunla ilgili anılarım var galiba. Zaman zaman aklıma gelip güldüğüm, okul kapısından çıkmaya çalışırken arkadan yetişip, koluma giren sınıf arkadaşımdı. Arkadaşlarıyla bahse girmiş, koluma girerse benden dayak yer mi yemez mi diye.
Cici kız olmazdım, deli gibi tadını çıkartırdım okulun.
O sırada, güzel sanatları birincilikle kazanmış olduğum halde, anarşi nedeniyle Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği'ni seçtim.
İki buçuk lisan bilerek, disiplinli çalışmayı öğrenmiş olarak, matematiksel çözümlerle hiç bir zaman çözümsüz kalmamayı öğrendim. Hayata önde başlama şansını elde etmiş olarak, kız erkek birlikte okumuş olmanın doğallığıyla "ARKADAŞ" kavramım zengin, avantajlı yaşamın tadını çıkarttım.
2 lisanı iyi öğreten bir okuldu. Disiplinli ve çözüm üreten sistemiyle, en ümitsiz görülen talebelerin bile iş hayatında başarılı bireyler olduğuna şahit olduk.
Abitur yaptım, havam vardı farklı bir şeyde kullanmadım, çünkü yurt dışında okumadım.
Alman Lisesi'nin bireysel yetiştirdiğini düşünüyorum. Arkadaşlıklar küçük gruplar halinde çok dostça ilerliyor, ancak grup arkadaşlıkları, Alman Lisesi ruhu, ancak 40 yaşından sonra nostaljiyle oluşabildi bizde ve büyük gayretlerle sürdürüyoruz.
Üniversitemi Amerikan Sistemi'nde okumam, genç yaşta evlenip kendi hayatımı ailem dışında sürdürebilmiş olmam, bana özgürce hayat yolumda yeni raylara kolaylıkla geçebilme öz güvenini verdi.
Lisanlarını çok iyi öğrenmeleri, sınıf geçmek için değil, derste ne vermeye çalıştıklarını anlamaya çalışarak okullarına devam etmeleri, hayatlarının ders çalışmakla limitlememeleri, okul hayatları için aklıma gelenler. Hangi sektörü seçeceklerine ise oğlumdan öğrendiğim ile cevap vereyim: Hayallerinin götürdüğü hedefleri seçsinler, akıl onları takip eder.
GÜLGÜN ZAPSU SORUYOR
Disiplin, disiplin, disiplin. Başladığım hiç bir işi, çözmeden bırakmamayı başardım sanıyorum. Öğrendiğim 2.5 lisan Almanca, İngilizce, Fransızca hayata her girişimimde, önde başlamamı sağladı. Fen, mantık terazimi, öğretmenlerle diyalog, sosyal cesaretimi kazandırdı.
Okulu bitirir bitirmez, bir aile ihracat ithalat mümessillik şirketinin başında buldum kendimi. Bunun artı ve eksileri oldu. Talimat almadan çıraklıkla öğrendim işimi. Gelen siparişleri piyasada bulmak, yaptırmak bence çok yaratıcı kıvraklık istiyordu ve keyif alıyordum. Sonra, Handan Buharalı İkiışık ile Türkiye'nin 001 ruhsatlı yarım günlük Adil Çocukevi'ni açtık, top havuzu keyfini ve bugünkü yuva zihniyetini yurt dışı örneklerini uygulayarak ve geliştirerek ilk biz geçirdik hayata. Sorumlu Müdirelerimiz Sevda Neyzi Bozkurt ve Zeynep Tuluy cesaretimiz idi. Müthiş bir yaratıcılık ve çocuk gözünün saflığıyla bakmayı öğrendik hayata. Minicik şeylerden, ilk defa görüyormuşçasına heyecan duymayı öğrendik tekrar. Rahmetli İbrahim Kavrakoğlu, beni espri olarak sunardı talebelerine. Endüstri Mühendisi ne yapar dediklerinde, çocuk yuvası açar derdi. Bana da keyifle anlatırdı. Fotoğraf heyecanım da, Adil Çocukevi sayesinde başladı. Onların heyecan ve mutluluğunu aileleriyle paylaşmak için devamlı fotoğraflarını çekerdim amatörce. Araya giren, yine çoğu Alman Liseli arkadaşlarımla, Sema Aktay Şener, Gülden Şahin Ünlüer, Sibel Tarhan Kasapoğlu, Yıldız Alp ile bir dönem mümessillik firmamız Mim Dış Ticaret' teyken, Sibel ve Banu Tarhan yan odada Atölye 83 olarak Yusuf Taktak ile atölye çalışmalarına başladı. Israrlarıyla, hadi bir deneyeyim dememle 2000 yılında kendimi sanat iksirinde bulmam bir oldu. 50 yaşında resme başlayan annemin başarıları cesaret verdi. Altan Çelem ve Server Demirtaş ile teknik öğrendim.
Haha, teşekkürler! Görüntü göreceli ama, yukarıda saydıklarımla ve ailemde gördüklerimle hepimiz genç yaşarız.
Her adımımda, yakın arkadaşım Allahımla dialoğum vardır. Başlarken yardımını ister, tamamlayınca hamd ederim. Bana uzattığı her ipucunu yakalamaya çalışırım.Daralınca mektup yazar dertleşirim ? Şekilci inanç değil, el ele, ruh ruha mutluluk, birlikte titreşmek için yalvarışlarım karşılık bulur.
Karadeniz'e çok ufakken gitmişim, arabaya atlayıp, kafama uygun arkadaşlarımla, nerede keyif alırsak, durarak fotoğraf çekerek, tabii bol yiyip içerek gezmek. Eskiden daha çok daha çok göreyim öğreneyim. gezilerim olurdu. Şimdi kedileri, ağaçları ve kalbimi çarptıracak manzaraları olan, küçük huzurlu ülkeleri sindire sindire yaşamak istiyorum. Büyük şehirlerde, sanatı içime çekmek, ama oralarda da sempatik küçük butik yerlerde kalmak tercihim.
Onlar da sanırım Allahımın bana postacıları. Atölyemde altıncı katta balkonumda kedi buluyorsam, martıların saldırısına uğramış güvercini kalbime yaslayıp sakinleştirebiliyorsam, ben onları nasıl sevmem. Teşekkür ediyorum ilginize.